My Items

I'm a title. ​Click here to edit me.

Kasık Fıtık Tedavisi

Kasık Fıtık Tedavisi

Kasık fıtık hastalığı kasık bölgesinde gelişen fıtıklardır. Tüm fıtıkların %75’ini kasık fıtıkları oluşturur ve erkeklerde kadınlara oranla 4 kat daha fazla görülür. Fıtık karın duvarındaki zayıf bölgeden , karın içi organların (çoğunlukla ince bağırsak) dışarı doğru yer değiştirmesidir. Direkt, indirekt ve femoral denilen üç tipi mevcuttur. Genelde üç tip de birbirine benzer ama indirekt olanı her yaşta görülebilir ve testis torbasına kadar inebilme potansiyeli mevcuttur. Direkt kasık fıtık ise genelde karın duvarının zayıfladığı orta ve ileri yaşlarda görülür. Femoral fıtık ise diğer tiplere göre daha nadir olarak ortaya çıkar ve kadınlarda erkeklere göre  kat daha fazla gözlenir. Bazı kasık fıtık belirtileri herhangi bir şikayete neden olmazken en sık rastlanan belirti kasık bölgesinde bir şişlik oluşmasıdır. Bu şişlik ayaktayken, ıkınırken veya öksürürken daha bariz olur. Sırtüstü yatıldığında genellikle şişkinlik kaybolur. Şişkinlik üzerinde bazen yanma, bastırınca  ağrı olabilir. Kasık bölgesinde basınç hissi, ağır bir obje kaldırırken acıma ve yanma olabilir. Daha az vaka da ise fıtığın testis torbasına inmesinden dolayı testis torbasında şişme olabilir. Çoğu zaman fıtık şişkinliği sırt üstü yatınca düzleşir. Bu düzleşme fıtık kesesi içine giren omentumun veya ince bağırsağın tekrar karın içine dönmesi sonucunda olur. Bu organlar karın içine dönemez ve fıtık kesesi içinde kalırlarsa buna sıkışmış fıtık denilir. Bu durum çoğu zaman ağrılı olur.  Sıkışma sonucunda sıkışmış bölgedeki organları besleyen kan akımı da kesilirse buna bir sonraki aşama olan strangüle fıtık (boğulmuş fıtık) denilir. Strangüle fıtıklar acil ameliyat gerektirir ve tedavi edilmez ise hayatı tehdit edici komplikasyonlarla sonuçlanabilir. Kasık fıtığının tedavisi cerrahidir. Cerrahi olarak geliştirilen birçok yöntem vardır.  Cerrahi tedavi açık ve kapalı (laparoskopik) olarak yapılabilmektedir.  Açık ve kapalı cerrahinin her ikisinde de güncel tedavi yöntemi olarak sentetik yama (greft) kullanılmaktadır. *Daha önce prostat ameliyatı geçirmişseniz *Fıtığınız sıkışmış veya boğulmuş ise *Genel anestezi almanız sakıncalı ise *Çok büyük bir fıtık yırtığı mevcutsa açık ameliyat tercih edilmelidir. Operasyon hakkında daha detaylı bilgi almak için burayı tıklayıp bize ulaşabilir ya da kliniğimizi ziyaret edebilirsiniz.

Hemoroid

Hemoroid

Hemoroid Kalın bağırsağın son kısmı; sırasıyla rektum ve anal kanal adını alır. Anüs(makat) ile dışa açılır. Anal kanal, silindirik bir yapıya sahip olup 4cm uzunluğundadır. İç yüzeyi mukoza ve anoderm ile döşeli iken makat iç ve dış kaslarıyla sarılır. Hemoroid yastıkçıkları, anal kanalın normal anatomik yapıları olup atar ve toplardamar ağı ve bu damarları çevreleyen fibroelastik dokudan (kas lifleri ve asıcı bağlardan) oluşur. Dış hemoroid) yastıkçıkları; anal kanalın dış kısmında, anoderm altında ve dağınık yerleşim gösterir.  İç hemoroid yastıkçıkları ise anal kanalın içerisinde, mukoza altında ve ağırlıklı olarak da saat 3, 7, 11 hizasında toplanır. Dışkılama sırasındaki ıkınmayla birlikte hemoroidin yastıkçıkları içerisinde yer alan damarlar kanla dolar ve genişler. Ancak bu genişleme, damarları saran fibroelastik doku tarafından sınırlandırılır. Bu sayede damarların, dolayısıyla hemoroidin yastıkçıklarının gereğinden fazla genişleyip büyümesi engellenir. Böylece anal kanaldan geçen dışkının yol açacağı olası tahriş ve hasar riski de en aza indirgenir. Dışkılama sonrası biten ıkınmayla birlikte fibroelastik dokuları geren basınç da sonlanmış olur. Bu sefer fibroelastik dokunun büzücü etkisi devreye girer ve damarları sıkarak kanın boşalmasını destekler. Bu süreçte küçülerek içte mukozal kabartı, dışta ise cilt katlantısı haline dönüşen hemoroidin yastıkçıkları; istirahat anındaki abdest tutma işlevine destek olur. Yıllar içerisinde çeşitli nedenlerle damarları saran fibroelastik dokuda gevşeme ve elastikiyet kaybı  hemoroidlerde büyüme, genişleme ve sarkmaya neden olur. Yani hemoroidler, anal kanalın üst kısmında genişlemiş damar yumaklarıdır. Halk arasında basur ya da mayasıl olarak bilinir. İç ve dış hemoroidler olarak ikiye ayrılır. Zamanla altta yatan sebeplerle birlikte anal kanalda yerleşen genişlemiş toplar damar yumakları makatın dışına doğru çıkarlar. En sık rastlanan belirtileri büyük abdest yaparken kanama olması, makatta kaşıntı, ağrı ve şişliktir. Hemoroidlerin nedenleri arasında kabızlık, tuvalette fazla zaman geçirmek, fazla ıkınmak,  sedanter yaşam, spor yapmamak, gebelik, ata binmek, bisiklete binmek, halter sporu, alkol ve acılı yiyecekler bulunmaktadır. Hemoroidlerin tanısı muayene ile konulabilmektedir. Fakat kırk yaş ya da üstü kabızlık şikayeti ile gelen ve yapılan anal muayenesinde hemoroid saptanan tüm hastalarda kolonoskopik tetkik önerilmektedir. Her zaman altta yatan bir kalın barsak tümörü olmadığı ekarte edilmelidir. Unutulmamalıdır ki hemoroidler tek başına kalın barsak kanserinin belirtisi olabilir. Hemoroidin dereceleri Derece hemoroid: Kanama en önemli şikayettir. Hemoroidler rektoskopi sırasında saptanır. Sarkma yoktur. Derece hemoroid: Kanama ve kaşıntı şikayetleri görülür. Ikınma ile anal muayene esnasında sarkma saptanır. Kendiliğinden kanala döner. Derece hemoroidler: Kanama, kaşıntı ve makatta ıslaklık hissi şikayetleri ile başvurulur. Anal muayenede prolabe yani makatın dışında hemoroid pakeleri görülür. İtilerek içeriye gönderilebilir. Derece hemoroidler: Kanama, kaşıntı, akıntı ve ağrı şikayetleri görülür. Muayene ile içeri redükte edilemeyen (gönderlemeyen) şişlikler saptanır. Tedavi Yöntemleri *Bant ligasyon:  Özel bir alet yardımıyla ağrısız bölgede, iç hemoroid memesi emilir ve tabanına lastik bir halka takılır. Bu sayede hemoroid memesinin bir kısmı boğulur ve düşer. Bu düşen kısımda yara iyileşince  fibrotik doku oluşur. Aynı seansta, sadece bir hemoroid memesine lastik halka takanlar kadar etkinliği artırmak için 2-3 memeye takanlar da vardır. Ancak aynı seansta birden çok lastik halka takılan hastalarda çok daha fazla rahatsızlık ve ağrı oluşur. O yüzden 4 hafta arayla, tek tek ve sırayla iç hemoroid memelerine lastik bant uygulaması önerilir. *Cerrahi Hemoroidektomi (Klasik, Ligasure, Ultracision) : Hemoroidektomi sırasında anal kanalda yerleşik hemoroidler, eliptik bir kesiyle uzunlamasına kesilip çıkarılır. Bu eliptik kesi; makat dışından başlayıp makat kaslarına dokunmadan makat içine doğru ilerler. Bu sırada hem dış hem de iç hemoroidler alınır. Hemoroidektomi; özellikle ileri evre hemoroidler başta olmak üzere tüm evrelerde uygulanabilecek en etkili tedavi yöntemidir. 2.Stapler Hemoroidopeksi ( Longo): Ağrı ve iş gücü kaybı nedeniyle cerrahi tedaviden kaçınan ama cerrahi dışı tedavilerin de yetersiz kaldığı mukozal prolaps ağırlıklı Evre III hemoroidler için geliştirildi. Günümüzde evre 3 ve 4 hemoroidlerde etkin biçimde kullanılmaktadır.  Bu ameliyatta dışarı sarkan hemoroid memelerini kesip çıkarmak yerine onların hemen üstünde, ağrısız bölgede, yaklaşık 2cm kalınlığında mukozal halka kesip çıkarılır. Bu sayede hemoroid memelerinin yukarı çekilmesi ve asılması mümkün olur. Bu işlem için geliştirilmiş özel el aleti (stapler) kullanılır. *Lazer hemoroidoplasti: Ameliyathane şartlarında ve günübirlik yatış gerektiren bir işlemdir. İnce bir lazer probu aracılığıyla büyümüş hemoroid yastıkçıkları içerisine girilir. Sonrasında prob yavaş yavaş geri çekilir. Bu esnada 2-4mm derinliğinde ve 6-8mm genişliğinde yüksek ısı özelliği olan lazer ışınları ile mukoza altında, bazen de anoderm altında termal hasar alanları oluşturulur. Bu iç hemoroidlerin küçülmesi ve mukoza altında fibrotik doku oluşması sağlanır.  Aynı seansda tüm hemoroid memelerine uygulanabilir. Tedavi (başarı) etkinliğini yüksektir. Operasyon hakkında daha detaylı bilgi almak için burayı tıklayıp bize ulaşabilir ya da kliniğimizi ziyaret edebilirsiniz.

Meme Kanseri

Meme Kanseri

Meme kanseri kadınlarda görülen kanser tipleri arasında birinci sırada yer almaktadır. Hayat boyu her 8 kadından birinin kansere yakalanma riski vardır. Meme kanseri, meme dokusundaki hücrelerden gelişen kanserlerdir. Meme dokusunun herhangi bir yerinden kaynaklanabilir. En sık görülen tipi; meme kanallarından kaynaklanan “duktal” kanser denen kanserlerdir. Süt üreten bezlerden köken alan “lobüler” kanserler de sık görülür. Ayrıca diğer dokulardan kaynaklanan daha nadir medüller, tübüler, müsinöz gibi tipleri de vardır. Meme kanseri gelişiminde bilinen en önemli risk faktörleri şunlardır; Obez veya aşırı kilolu olmak Yeterli fiziksel aktivite yapmamak Alkol kullanımı İlk doğum yaşı 30’dan sonra olanlar veya hiç doğum yapmamış olanlar İlk adet yaşı: İlk adetini erken yaşlarda görenler, yaşam boyu daha uzun süre östrojen hormonuna maruz kalacaklarından dolayı risk artmaktadır. Menopoz yaşı: Menopoz bilindiği gibi kadının adetten kesildiği, doğurganlığının sona erdiği dönemdir. İleri yaşta (>55 yaş) menopoza girme meme kanseri riskini arttırmaktadır. Burada da etken uzun süre östrojen hormonuna maruz kalmadır. Kadın cinsiyet, ileri yaş BRCA-1, BRCA-2 mutasyonları gibi bir takım genetik değişiklikler Meme kanseri öyküsünün bulunması Göğüse radyoterapi almış olmak Bazı iyi huylu meme hastalıkları (fibroadenom, papillomatosis, gibi) Ailede meme kanserleri öyküsü olması: Annesinde, anne tarafından akrabalarında, teyzesinde ve ve/veya kız kardeşinde meme kanseri olan kadınlarda meme kanseri gelişmesi riski normal toplumdan daha fazladır. Meme kanserinin belirtilerini şöyle sıralayabiliriz; Memede; genellikle ağrısız, sert yapılı, hareket ettirilebilen veya yerinden oynamayan, zamanla büyüyebilen yapıda ve karakterde ele gelen şişlikler. Gözle görülebilir şekilde, meme boyutunda veya şeklinde değişiklik. Meme cildinde kızarıklık, morluk, yara, damar genişlemesi, içeri doğru çöküntü, yaygın küçük şişlikler, portakal kabuğu görünüşü gibi noktasal çekintiler. Meme başı ve çevresinde, renk ve şeklinde değişiklik, meme başında genişleme, düzleşme, içe çökme, yön değiştirme, kabuklanma, çatlaklar ve yaralar. Meme başından kanlı veya kansız akıntı gelmesi. Koltuk altında görülebilen, elle fark edilen ağrılı ya da ağrısız şişlikler. Meme Kanseri Tedavi Yöntemleri Cerrahi Yöntemler Meme kanserinin cerrahisinde öncelikle amaç, tümörün geride kalmayacak şekilde çıkarılması ve koltuk altına yayılım gösteren vakalarda lenf bezlerinin tümüyle alınmasıdır. Mastektomi Basit mastektomi: Bu işlem, total mastektomi olarak da adlandırılır. Meme uçları dahil tüm meme alınır, ancak koltuk altı lenf bezleri veya memenin altındaki kas dokuları alınmaz. Günümüzde çok fazla tercih edilmeyen bir yöntemdir. Cilt koruyucu mastektomi Bazı kadın hastalarda meme, cerrahi sırasında yeniden yapılandırılabilir. Bu işleme, cilt koruyucu mastektomi olarak adlandırılmaktadır. Memenin üstündeki derinin çoğu (meme ucu çevresi (areola) ve meme ucu dahil) dokunulmadan bırakılır. Modifiye Radikal Mastektomi Bu geniş çaplı operasyonda tüm meme, koltuk altı bezleri ve meme altındaki pektoral (göğüs duvarı) kaslarını saran fasya  (kılıf-zar)  alınır. Meme Koruyucu Cerrahi Hastalık erken teşhis edildiğinde daha çok memenin etkilenmiş kısmı alınır. Ancak, alınacak kısım tümörün büyüklüğüne, yerine ve başka diğer faktörlere bağlıdır. Lumpektomi de sadece memedeki kitle ve etrafındaki dokular alınır. Kadranektomi de, memenin dörtte biri alınır. Meme koruyucu cerrahi ile birlikte ameliyat esnasında sıklıkla sentinal lenf nodu örneklemesi yapılır. Yine frozen diye adlandırılan ve ameliyat devam ederken çıkarılan bu sentinal lenf nodunun  patolojik incelenmesi ile memedeki kanserin sentinal lenf noduna yayılım yapıp yapmadığı araştırılır. Eğer sentinal lenf nodunda yayılım yok ise koltuk altı (aksilla) lenf bezlerinin çıkarılmasına gerek kalmaz. Operasyon hakkında daha detaylı bilgi almak için burayı tıklayıp bize ulaşabilir ya da kliniğimizi ziyaret edebilirsiniz.

Karaciğer Kanseri

Karaciğer Kanseri

Karaciğer kanseri organın kendi dokusundan köken alan kötü huylu tümörlerdir. Bunların içinde en sık görüleni hepatoselüler karsinomdur ve olguların yaklaşık %90’ını oluşturur. Geriye kalan olgular ise çoğunlukla karaciğer içindeki safra yollarından köken alan kolanjiyokarsinom adı verilen tümörlerdir. BELİRTİLERİ NELERDİR? Karaciğer kanseri nedeni kesin olarak bilinmemekle beraber hastalıktan sorumlu olduğu ve riski çok arttırdığı düşünülen bazı hastalıklar veya maddeler mevcuttur. Bunlar hepatit B ve hepatit C virüsü, alkole bağlı karaciğer sirozu, karaciğer adenomu, ayrıca, mısır, yer fıstığı ve diğer tahıllarda yaşayan Aspergillus adı verilen mantarların ürettiği aflatoksin adı verilen madde, bazı ilaçlar ve hemakromatozis  gibi metabolik hastalıklardır. Erkeklerde, 60 yaşın üzerindekilerde ve ailesinde karaciğer kanseri olanlarda da riskte artış mevcuttur. Karaciğer kanseri olan birçok hastada herhangi bir şikâyet olmaz. Bununla birlikte karnın sağ üst bölümünde hafif ağrı, karında şişlik, deride sararma veya dokulardan kolay kanamalar görülebilir. Kilo kaybı, iştahsızlık sık görülen belirtilerdendir. Fakat bu belirtilerin hiçbirisi karaciğer kanserine özgü değildir. Hepatoselüler karsinom (HCC) tanısı hepatit hastalığı nedeniyle izlenen hastalarda rutin tetkikler sırasında saptanabilir. Günümüzde HCC tanısı modern görüntüleme tetkikleriyle büyük oranda saptanabilmektedir. HCC çeşitli radyolojik yöntemlerle (ultrasonografi, manyetik rezonans görüntüleme, bilgisayarlı tomografi) karaciğerde yer kaplayan bir tümör olarak ortaya çıkar saptanır. Beraberinde bir tümör belirteci olan Alfa Fetoprotein değerinin yüksek çıkması nerdeyse tanıyı kesinleştirir. Kesin tanı radyoloji kılavuzluğunda yapılan tru cut biyopsi ile konulur. Bu biyopsi işlemi lokal anestezi ve sedasyon altında yapılan bir işlemdir. Tedavi Karaciğer kanserlerinin asıl tedavisi cerrahidir. Sadece karaciğerde sınırlı olan kanserlerde, hastanın genel durumu ameliyat için uygunsa, hastalıklı karaciğer dokusu çıkartılarak cerrahi tedavi uygulanır. Hepatektomi adı verilen bu cerrahi girişim sırasında çıkartılacak karaciğer dokusunun miktarını kanserin büyüklüğü, sayısı ve yerleşim yeri belirler. Bu işlem sırasında geride kalacak karaciğer dokusunun da hastanın yaşamını devam ettirebilmesi için yeterli miktarda olması gereklidir. Karaciğerin kanser nedeniyle tümüyle çıkartılması gereken durumlarda sağlıklı bir vericiden karaciğer nakli de yapılabilir. Cerrahiyle birlikte veya cerrahi uygulanamayan bazı hastalarda ısıtma (radyofrekans ablasyon, lazer) veya dondurma (kriyocerrahi) yöntemleri kullanılarak da kanserli doku yok edilebilir. Ancak, bu yöntemlerin etkinliği cerrahiden daha azdır. Cerrahi tedavi sonrası veya cerrahi tedavinin uygun olmayacağı hastalarda ilaç tedavisi (kemoterapi) uygulanır. İlaç tedavisine bazen ışın tedavisi (radyoterapi) de eklenebilir. KARACİĞER METASTAZLARI (KARACİĞERİN İKİNCİL KANSERLERİ) Karaciğerin en sık görülen kanseri  aslında diğer organlardan karaciğere yayılmaya (metastaz) bağlı gelişen kanserlerdir. Karaciğer metastazları da aynı HCC gibi genellikle sessiz seyreder ve ancak ileri hastalık bulguları ortaya çıktığında tanı konulur. Buna karşın hastalarda bazen karında şişlik, karnın sağ üst bölümünde veya sırta vuran ağrı ve primer kanserin bulunduğu yere bağlı gelişen semptomlar olabilir. Tanı çoğunlukla radyolojik olarak (ultrasonografi, manyetik rezonans görüntüleme, bilgisayarlı tomografi vb.) veya PET (pozitron emisyon tomografisi- vücutta kanser olan dokuları tarayan bir nükleer tıp yöntemi) ile konulur. Tedavi mümkünse cerrahiyi ve cerrahiyle birlikte ilave diğer bazı tedavileri içerir. Burada tedavi planı, metastazın köken aldığı kanser tipine, kütlenin (veya kütlelerin) özelliklerine ve hastanın sağlık koşullarına göre değişir. Kalın bağırsak kanserlerinde ve nöroendokrin tümör adı verilen özel bir kanser tipinde karaciğer metastazlarının cerrahi olarak çıkarılması çok iyi sonuçları vermektedir. Operasyon hakkında daha detaylı bilgi almak için burayı tıklayıp bize ulaşabilir ya da kliniğimizi ziyaret edebilirsiniz.

Tüp Mide

Tüp Mide

Tüp mide nedir? Tüp Mide obezite ameliyatlarından bir tanesidir ve dünyada en fazla uygulanan ameliyatların başında gelmektedir. Tüp Mide uygulaması Bugün yapılan araştırmalara göre obezite ameliyatı gerektiren hastaların yüzde 60’ı tüp mide ameliyatı olmaktadır. Bu ameliyatla normalde balon biçiminde olan midenin bombe kısmı çıkartılır. Ameliyat hasta tamamen uyutularak (genel anestezi altında) ve kapalı (laparoskopik) cerrahi teknikle yapılır. Bu ameliyatta teknik olarak midenin yaklaşık yüzde 80 – 85’lik kısmı dikey olarak çıkarılır. Dolayısıyla ameliyattan sonra yaklaşık 100 – 150 ml’lik bir mide hacmi kalır. Mide kapasitesi her seferinde ancak bir çay bardağı kadar gıda alabilecek ölçüde küçültülmüş olur. Bu durum hastaların daha az yemek yemesini sağlar. Bununla birlikte midenin çıkarılan fundus kısmında ghrelin adı verilen bir hormon salınımı söz konusudur. Bu ameliyat sonrası midenin büyük bir kısmı devre dışı kaldığından halk arasında açlık hormonu olarak da tanımlanan ghrelin hormonu seviyesi ciddi oranda azalır, hastada daha hızlı bir tokluk hissi oluşur. Bu sayede hastaların iştahı azalır, hastalar açlık hissi ile baş etmek zorunda kalmaz. Ayrıca ameliyattan sonra sindirim akış yolu nisbeten daralmış olduğundan yeme hızı oldukça yavaşlar ve doygunluk hissetmek kolaylaşır. Böylece kilo kaybı ameliyattan hemen sonra başlar. Ameliyattan sonra diyetisyen rehberliğinde bir ay süren bir beslenme uyum dönemi yaşanır. İlk iki hafta sıvı, daha sonraki iki hafta yumuşak gıdalarla beslenmek gerekir. Bir ayın sonunda katı gıdalarla beslenmeye geçilebilir. Ameliyattan sonra obeziteyle ilişkili hastalıklardan tip 2 şeker hastalığı ve uyku apnesi sorunlarının dörtte üçü, kan yağları yüksekliği ve yüksek tansiyon problemlerinin yarıdan çoğu düzelir. Bu düzelmeler zayıflamanın vücut üzerindeki olumlu etkisi ile başka ek bir tedaviye gereksinim duyulmaksızın zaman içinde kendiliğinden geçer. Operasyon hakkında daha detaylı bilgi almak için burayı tıklayıp bize ulaşabilir ya da kliniğimizi ziyaret edebilirsiniz. Diğer bir zayıflama tedavisi olan Mide Botoksu uygulaması hakkında bilgi almak için lütfen buraya tıklayın. Mide Balonu tedavisi hakkında bilgi almak için lütfen tıklayın.

Mide Balonu

Mide Balonu

Mide Balonu Nedir? Mide balonu uygulaması fazla kilolardan kurtulmanızın en hızlı ve en güvenilir yöntemlerinden biridir. Operasyonu endoskopik yöntem ile anestezi uzmanı eşliğinde siz uyku halinde iken midenin içine dayanıklı bir malzemeden üretilmiş olan bir balonun yerleştirilmesi işlemidir. Bu operasyon ortalama 15-20 dakika sürmektedir. İşlem sonrası hasta 3-4 saat hastanede müşahede altında tutulur ve sonrasında evine gönderilir. Mide içindeki uygun yere yerleştirilen balon yine kişiye göre belirlenen hacimdeki sıvı ile şişirildikten sonra işlem sonlandırılır. Mide korpus-fundus bölgesine yerleştirilen balon ile kişinin açlık hissi baskılanır, tokluk hissi arttırılır ve kişinin daha az yiyerek daha uzun süre tok kalması sağlanır. Tedavi uygulanan kişilere mutlaka uygun bir diyet ve egzersiz programı hazırlanır. Egzersiz ile kişinin bazal metabolizma hızı arttırılması hedeflenir. Bazal metabolizması arttırılan kişi daha sağlıklı olarak daha çok kilo verir. Kişiden kişiye farklılıklar gösterse de 6 ayda 20-30, 1 yılda 30-50 kiloya kadar kilo kaybedilebilir. Bu tedavinin uygulaması 6 aylık veya 1 yıllık olarak planlanabilir. Bu süre bitiminde mideye yerleştirilen balon yine anestezi uzmanı eşliğinde endoskopik olarak geri çıkarılır. Mide balonu ameliyatı tolere edemeyecek durumda olan hastalara, 3 cm’ den büyük hiatal hernisi (mide fıtığı) ve mide ülseri olmayan hastalara, geçirilmiş mide ameliyatı, psikiyatrik hastalığı, alkol ve uyuşturucu madde bağımlılığı olmayan hastalara uygulanabilmektedir. Tedavi uygulanan hastalarda 3-7 gün sürebilen kramp tarzı karın ağrıları , bulantı ve kusma yakınmaları görülebilir. Mide balonu uygulanan kişilere bu şikayetleri azaltıcı ilaçlar verilir. Operasyon hakkında daha detaylı bilgi almak için burayı tıklayıp bize ulaşabilir ya da kliniğimizi ziyaret edebilirsiniz. Diğer bir zayıflama tedavisi olan Mide Botoksu uygulaması hakkında bilgi almak için lütfen buraya tıklayın.

Mide Botoksu

Mide Botoksu

Mide Botoksu Nedir? Mide Botoksu; mide içerisinde ki çeşitli bölgelere endoskopik yöntem ile Botilinum toksini (Botoks) enjekte edilmesi prensibine dayanan güvenli bir zayıflama yöntemidir. Mide botoksu ile hedeflenen kişinin daha az porsiyonlar ile daha çabuk doyması, daha uzun süre tokluk hissetmesi ve açlık hissinin baskılanmasıdır. Bunu mide içerisindeki doğru noktalara uygun dozajda yapılan botoks enjeksiyonları ile sağlıyoruz. Doğru noktalara yapılan enjeksiyonlar iki şekilde etki eder. Mide düz kaslarının çalışmasını yavaşlatarak yiyeceklerin daha uzun sürede parçalanması ve dolayısıyla mide boşalım zamanının geciktirilmesi Mideden açlık hissiyatının oluşmasını sağlayan Ghrelin hormonunun salgılanmasını azaltması Bu iki etki mekanizması ile kişi sağlıklı zayıflama sürecine girer. Operasyon ile beraberinde uygulanan uygun diyet ve egzersiz programı ile hedeflenen kiloyu vermenize yardımcı olur. Mide botoksu uygulanan kişiler botokstan maksimum oranda fayda görebilmek için  mutlaka bazal metabolizma hızını arttırıcı egzersizler yapmalıdır. Mide botoksu anestezi uzmanı eşliğinde siz uyku halinde iken yapılan ve ortalama 15 dakika süren güvenli bir işlemdir. Botoks uygulaması sonrası 30 dakika kadar müşahade altında tutulduktan sonra günlük yaşantınıza dönebilirsiniz. Mide botoks uygulamasının literatürde bildirilmiş önemli bir zararı bulunmaktadır. Kas hastalığı olanlar ve botoksa karşı alerjisi olan kişilerde işlemin uygulanması uygun değildir. Gebelikte ve emziren annelerde kullanımı ile ilgili yeterli klinik çalışma yoktur. Mide botoksunun en sık görülen yan etkileri şişkinlik ve gaz şikayetleridir. Genellikle bu şikayetler bir hafta içinde kendiliğinden geçer. Mide botoksunun  etkisi genellikle 48-72 saat içinde başlar ve 4-6 ay sürer. Bu süre içerisinde bireylerin özelliklerine göre farklılıklar gösterse de ortalama 15 ile 25 kilo arasında kilo kaybedilebilir. Operasyon hakkında daha detaylı bilgi almak için burayı tıklayıp bize ulaşabilir ya da kliniğimizi ziyaret edebilirsiniz. Mide Balonu tedavisi hakkında bilgi almak için lütfen tıklayın.

Kıl Dönmesi

Kıl Dönmesi

Kıl dönmesi ( pilonidal sinüs) genellikle enseden, sırttan dökülen kılların kuyruk sokumu bölgesinde toplanarak cilt altına girmesi sonucu, enfeksiyonunda iştirak ettiği  kistik bir doku oluşturmasıdır. Tirbuşon gibi deri altına giren kıllar cilt altında yuvalanarak cilt rahatsızlığı oluşturmaktadır. Kılın deri içinde yuva yapmasıyla ortaya çıkan kronik enfeksiyon kıl dönmesi olarak tarif edilir. En sık kuyruk sokumu bölgesinde gözlenir. Diğer en sık gözlenen bölge  göbek deliği ve çevresidir. Bunun dışında vücudun her bölgesinde de az da olsa bu hastalığa rastlanma ihtimali mevcuttur. Enfeksiyon oluşmamışsa belirti vermeyebilir. Kıl dönmesinin en sık görülen belirtisi anüsün 3-5 cm yukarısından kalça oluğuna doğru ciltte bir ya da birkaç tane sinüs (delik) varlığıdır. Bu sinüsün içerisinde hemen daima serbest kıl mevcuttur. Akıntı ve kötü koku kronik kıl dönmesi hastalığının belirtisi olarak ön plana çıkar. Sinüs ağzının kapandığı durumlarda kıl dönmesi çok ağrılı bir durum olan apseye neden olabilir. Erken safhalarda sadece kuyruk sokumunda orta hatta sinüs şeklinde gözükürken ilerleyen ve kronikleşmiş hastalıkta ise orta hattın sağında veya solunda fistül şeklinde gözükür. Fistülleşmiş kıl dönmesi hastalığı artık kuyruk sokumunda sadece orta hatta değil aynı zamanda yanlara-kalçalara doğru yayılmış ve tedavisi zorlaşmış kronik bir hastalık haline gelmiştir. Uzun süre tedavisiz kalan pilonidal sinüs yani kıl dönmesi vakalarında çok nadirde olsa kanser görülebilir. Bu durumda kanserin nüksü ve hayat beklentisi kötüdür. Kıl dönmesi hastalığının tedavi şekli enfeksiyonun giderilmesinin ardından uygulanan cerrahidir. Cerrahi teknik hastalığın büyüklüğüne, nüks hastalık olup olmadığına ve hastalığın bulunduğu yere bağlı olarak değişir. Cerrahi teknikler arasında sadece kistin çıkarılıp yaranın açık bırakıldığı, kistin çıkarılıp yaranın kapatıldığı veya kistin çıkarıldığı yeri kapamak için dokunun kaydırıldığı yöntemler mevcuttur. Ameliyatı kabul etmeyen hastalar için kist içine fenol uygulaması, gümüş nitrat ile kistin yakılması , lazer uygulaması gibi çeşitli yöntemler denenebilir. Ameliyat sonrası dönemde ameliyat bölgesinin uygun aralıklar ile pansumanı, bölgenin düzenliği temizliği ve kuru tutulması, bölgenin kıllardan arındırılması hastalığın tekrarını önlemede en önemli faktörlerdir. Operasyon hakkında daha detaylı bilgi almak için burayı tıklayıp bize ulaşabilir ya da kliniğimizi ziyaret edebilirsiniz.

Anal Fistül

Anal Fistül

Anal fistül ile anal apse (makat apsesi) aynı şekilde oluşmaktadır. Anal kanalın 1-1,5 cm iç tarafındaki bezlerin kanalcıkları tıkanınca bezlerde iltihap oluşmakta ve iltihap ilerleyince makat apsesine dönüşmektedir. Cerrahi müdahale ile tedavi edilen apselerin üç te biri, kendiliğinden dışarı boşalan apselerin de çoğu, kronik iltihap ile makat içi ve makat dışı arasında bir kanal oluşturur. Sürekli irinli akıntı yapan bu kanala fistül adı verilir. Hastalığının en önemli belirtisi makat bölgesinden devamlı veya aralıklı tekrarlayan iltihaplı akıntı olmasıdır. Bu akıntı sıklıkla iç çamaşırını kirletecek niteliktedir. Beraberinde kaşıntı, yanma, kanama gibi şikayetler olabilir. Fistül ile beraber anal apse birlikteliği gelişirse makat bölgesinde zonklayıcı ağrı da şikayetlere eklenir. Anal Fistül Tipleri İntersfinkterik Fistül: Anal Fistüllerin %45–65’ini oluşturur. Sıklıkla anal bezlerde oluşan enfeksiyon/apsenin makat iç ve dış kasları arasında kalan intersfinkterik boşluğa yayılması ve dışa, deriye doğru yönelip boşalması sonucu oluşur. Transsfinkterik Fistül:  %25–30’unu oluşturur. İntersfinkterik boşluğa gelmiş iltihabın makat dış kasını delerek yanlamasına ilerlemesi (iskioanal boşluğa ulaşması) ve buradan da aşağı, deriye doğru yönelip boşalması sonucu oluşur. Suprasfinkterik Fistül: Anal fistüllerin %5–20’sini oluşturur. Supralevator de denir. Extrasfinkterik Fistül: Anal Fistüllerin %1–5’ini oluştururlar. Çoğu kez apandisit apsesi, divertikülit ve crohn gibi hastalıkların veya aşağı rektumu içine alan delici-kesici alet yaralanmalarının bir sonucu olarak gelişir. Kripto-glandüler anal apse kökenli değildir. Anal kanal yerine makat dış kaslarının da üstünde rektum ile makat çevresindeki deri arasında uzanım gösterdiği için pratikte hastalık olarak kabul edilmez. TEDAVİ Tedavisi fistülün yerleşim yerine, basit veya komplike olup olmamasına göre değişkenlik göstermektedir. Doğru tedavi seçeneğini sunmak için hastanın dikkatli bir muayeneden geçmesi ve Manyetik Rezonans (MR) ve rektoskopi gibi ileri incelemelerin  yapılması gerekmektedir. Tedavide amaç fistül yolunun yok edilmesi olduğu gibi büyük abdesti tutmayı sağlayan (kontinans) kaslara zarar vermemeyi de içermelidir. Tedavi seçenekleri arasında cerrahi fistülotomi, fistüle seton uygulanması, lazer ile fistül yolunun kapatılması gibi teknikler mevcuttur. Operasyon hakkında daha detaylı bilgi almak için burayı tıklayıp bize ulaşabilir ya da kliniğimizi ziyaret edebilirsiniz.

Anal Apse

Anal Apse

Anal apse makat (anüs) çevresinde oluşan apselerdir. Makat çevresinde içi püy (cerahat) ile dolu şişliğe makat apsesi veya anal apse (perianal apse) denir. Makat  çevresinde şişlik, ağrı, yanma ve tuvalete çıkamama ana belirtilerdir. Bunun dışında üşüme, titreme ve ateş de hastalarda sıklıkla gözlenir. Makat apselerine zamanında ve yeterli tedavi uygulanmaz ise apseler ciddi sorunlara neden olabilir. Makatta apse şikayeti olan hastalarda apse tedavisi sonrası hastaların yaklaşık %40 kadarında daha sonra makat fistülü (anal fistül) gelişmektedir. Anal Kanal Anatomisi Makat (anal kanal), sindirim sisteminin en son kısmını oluşturur. Makat bölgesini (anal bölge) iki adet kas tabakası çevreler. Bu kaslardan dıştaki, eksternal anal sfinkter, kişinin kontrolü altında çalışan çizgili kastır. Birey bu kası kullanarak tuvaletini erteleyebilir, tutabilir. İçte olan kas, internal anal sfinkter, düz kas liflerinden meydana gelmiş olup kişinin kontrolü altında değildir. Her iki kas tabakası da kişinin dışkısını kontrol etmesinde ve dışkısını tutmasında önemli görev alır. Makat (anal) kanalının 1-2 cm içerisinde bağırsağın içini örten tabaka ile deri tabakasının birleşme yeri vardır. Bu birleşme noktasına anal kanalda bulunan salgı bezleri açılır. Makat kanalındaki bezler kanalı çevreleyen iki kas tabakası arasında yerleşirler ve anal kanala bu birleşme hizasında açılırlar. Bezlerin asıl görevi anal kanalın kayganlığını sağlamak ve dışkılama işlevini kolaylaştırmaktır. Apse, makat kanalı  içindeki salgı bezinin bakteri ile enfekte olması veya tıkanması ile oluşan akut bir enfeksiyondur. Kanalın tıkanması ile salgı dışarı verilemez ve içeride birikmeye devam eder. Bu durum zaman geçtikçe makat bölgesinde oluşan şişliğin büyümesine ve ağrının artmasına neden olur. Kalın bağırsağın iltihabi hastalıkları (Crohn ve Ülsertif Kolit), ishal, makat bölgesi kanserleri , rektum kanseri, şişmanlık, şeker hastalığı, bağışıklık sistemindeki zayıflığa yol açan hastalıklar, makat bölgesine radyoterapi verilmesi,  makat bölgesine olan travma ve tahrişler bu bölgede apse gelişimini kolaylaştıran faktörlerdir. Anal apsenin tedavisi cerrahidir. Anal bölgedeki apse cerrahi olarak drene edilir ve apse boşluğu yıkanır. Operasyon sonrası belli bir süre antibiyotik tedavisine devam etmek gereklidir. Operasyon hakkında daha detaylı bilgi almak için burayı tıklayıp bize ulaşabilir ya da kliniğimizi ziyaret edebilirsiniz.

Guatr

Guatr

Guatr tiroid bezinin büyümesi olarak adlandırılır. Bu büyüme sadece tiroid dokusunda büyüme şeklinde (tiroid hiperplazisi) olabileceği gibi tiroid dokusu ile beraber içinde yumrular (nodüller) oluşması şeklinde de (Nodüler Guatr) olabilir. Guatr hastalığı hipotiroidi (tiroid hormon azlığı), ötiroidi (kanda tiroid hormon düzeyinin normal olması) veya hipertiroidi (tiroid hormon fazlalığı) kliniği ile de beraber görülebilir. Tek bir nodül içeren guatrlar tek nodüllü guatr, birden fazla nodül içerenler ise çok nodüllü guatr (multinodüler guatr) adını alır. Göğüs boşluğu içine doğru büyüyen guatra substernal guatr denir. Guatr ile kendini gösterebilen tiroidin iltihabi hastalıkları da mevcuttur. Bunlar arasında Haşimato hastalığı veya Haşimato tiroiditi , tiroit bezinin otoimmün; yani kişinin kendini  koruma mekanizmasınının, kendi tiroit dokusunu bir yabancı olarak tanıması ile ortaya çıkan bir tiroit hastalığıdır. BELİRTİLERİ NELERDİR? Tiroitin az çalışması durumu ‘’hipotiroidi’’ olarak adlandırılmaktadır. Hipotiroidinin belirtileri; halsizlik, yorgunluk, konsantrasyon güçlüğü, kabızlık, çabuk üşüme ve soğuğa tahammülsüzlüktür. Bazen dermatolojik hastalıklardan kaynaklandığı düşünülen cilt kuruluğu, ciltte kabalaşma, ciltte renk değişiklikleri de tiroit bezinin az çalışması nedeniyle gelişebilir.  Diğer belirtiler arasında kilo almak, şişmiş el, yüz ve ayaklar, ses kısıklığı, kas güçsüzlüğü, yüksek kolesterol seviyesi, uykusuzluk, denge ve koordinasyon sorunları, libido kaybı, anemi (kansızlık), kas ağrıları, hassasiyet ve sertlik, eklemlerinizde ağrı, sertlik veya şişlik, normal dönemlerden daha fazla miktarda adet görmek, saçlarda seyrekleşme, ince, kırılgan saç veya tırnaklar, kalp ritminde yavaşlama, depresyon, hafızada zayıflık sayılabilir. Tiroitin fazla çalışması durumu “hipertiroidi” olarak adlandırılmaktadır. Bu durumda tiroit bezi kendi başına, kandaki tiroit hormonu düzeyi ile ilişkisiz olarak, devamlı ve vücut gereksinimden fazla tiroit hormonu üretir. Hipertiroidi neticesinde ellerde titreme, çarpıntı, sıcağa tahammülsüzlük, sinirlilik, aşırı heyecan, duygusallık, kilo kaybı, aşırı terleme, saç dökülmesi, ishal, gözlerin ileri doğru çıkması gibi göz bulguları, kuvvet azalması, kadınlarda adet düzensizlikleri görülebilir. Hipertiroidi kemik erimesi riskini artırır. Bunun neticesinde travmalarda daha kolay kemik kırıkları gözlenebilir. GUATR TEDAVİSİ NASIL YAPILIR? Tiroid bezi hastalıklarında medikal tedavi  nedene yönelik  yapılmalıdır. Hipertiroidi (zehirli guatr) hastalığında amaç kandaki fazla tiroid hormonunu azaltmak iken, hipotiroidi durumunda ise eksik olan hormonu yerine koymaktır. Enfeksiyöz durumlarda antibiyotik ve antienflamatuar tedavi yapılması gerekirken, otoimmun hastalıklarda steroid tedavisi uygulamak da gerekebilir. Ayrıca ameliyatı kabul etmeyen, ameliyatın riskli olduğu hipertiroidi hastalarında ve bazı tiroid kanserlerinden sonra “Radyoaktif İyot tedavisi” uygulanması gerekebilir. Guatr hastalığında cerrahi tedavi endikasyonları arasında *malignite (kanser) şüphesi * bası semptomları (yutkunmada zorluk,nefes almada zorluk, ses kısıklığı) * hipertiroidi * kozmetik nedenler  vardır. Tiroid bezine yönelik yapılan ameliyata tiroidektomi denir. Anlamı cerrahi olarak tiroid bezinin çıkarılmasıdır. Bu ameliyatla tiroid bezinin bir kısmı veya tamamı çıkarılabilir. Tiroid kanserinde tiroide yakın lenf bezleri de temizlenebilir. Guatr ameliyatları esnasında görülebilecek problemler, ses tellerinin hasarlanması ve yanlışlıkla paratiroid bezinin çıkarılmasıdır. Paratiroid bezleri vücuttaki kalsiyum dengesini sağlama konusunda görev üstlenir. Bu nedenle paratiroid bezlerinin alınması kandaki kalsiyum seviyesini düşürür. Bu durumda hastaya kalsiyum ve D vitamini takviyesi yapmak gerekir. Ses tellerine giden sinirler hasar gördüğünde ise ameliyattan sonra ses kısıklığı oluşabilir. Bu riskleri minumuma indirmek için ameliyat sırasında tiroid bezi, paratiroid bezleri ve ses tellerine giden sinirlerin anatomisine hakim olmak ve ortaya çıkarmak çok önemlidir. Mümkün ise ses tellerine giden sinirlerin ameliyat esnasında saptanmasını kolaylaştıracak “tiroid sinir monitorizasyonu” yapılmalıdır. Operasyon hakkında daha detaylı bilgi almak için burayı tıklayıp bize ulaşabilir ya da kliniğimizi ziyaret edebilirsiniz.

Böbrek Üstü Bezi Hastalıkları

Böbrek Üstü Bezi Hastalıkları

Böbrek Üstü Bezi Hastalıkları Adrenal bezler her iki böbreğin üst kısmına yerleşmiş iki katmanlı yapıdan oluşur. Bezlerin yerleşim dışında böbreklerle herhangi bir doğrudan ilişkisi yoktur. Adrenal bezler bulundukları yer itibarıyla zor gözlemlenen, bulunan ve hastalıkları oluştuğunda da kitle veya ağrı gibi belirtileri çok ileri evrelerde veren organlardır. Bu nedenle genellikle kitlesel yakınmalarla değil, salgıladıkları hormonlara bağlı sistemik belirtilerle tanısı konan organlardır. Gelişen görüntüleme yöntemleri ve biyokimyasal tetkiklerle adrenal hastalıkları tanısı ve tedavisi giderek kolaylaşmış ve artmıştır. Adrenal bez endokrin bir organdır, çeşitli hormonlar üretir salgılar. Medulla (öz) ve korteks (kabuk) adı verilen iki bölümden oluşur. Medulla  adrenalin, noradrenalin adı verilen hormonları üretir ve salgılar. Bu hormonların üretimi beyin ve sinir sistemi tarafından kontrol edilir. Adrenalin ve noradrenalin kalp atış hızını ve kan basıncını artırıcı etkiye sahip hormonlardır. Korteks kısmı ise kortikosteroid denen ve üç ayrı çeşidi olan bir grup hormon üretir. Bunlardan birincisi, cinsiyet hormonları (androjen) olup dehidroepiandrostenedion, östrojen, testosteron gibi hormonlar salgılanır. İkinci hormon çeşidi glukokortikoidlerdir.  Kortizol bu gruba giren hormonlardan en çok bilinenidir. Hemen her tip travma, enfeksiyon, aşırı sıcak – soğuk, cerrahi operasyonlar, şeker düşüklüğü, alerjik maddeler ve bazı hastalıklar ve ilaçlar kandaki seviyesini artıran faktörlerdir. Adrenal bezin korteks kısmının salgıladığı üçüncü çeşit olan mineralokortikoidler (aldosteron), sıvı dengesini, sodyum  ve potasyumun vücut tarafından kullanımını kontrol ederek kan basıncını ayarlar. Adrenal bez hastalıkları çoğunluk ile ürettiği hormondaki artma veya  azalma ile bulgu verir. Hormon üretimi yapan kitleler-adenomlar ürettiği hormon tipine göre değişen belirtiler verir ve hastalıklara neden olabilir. Aldosteron fazlalığı (Hiperaldosteronizm) kan basıncı yüksekliği (hipertansiyon), potasyum düşüklüğü, kas gücünde kayıp, erken kalp-böbrek-beyin damar hastalığı yapmaktadır. Kortizol fazlalığı (Cushing Sendromu), kontrolsüz kan basıncı yüksekliği (hipertansiyon), şeker hastalığı (hiperglisemi), gövdesel şişmanlık, kadınlarda kıllanma artışı, adet düzensizlikleri, ciltte çatlamalar, kemik erimesi yapmaktadır. Androjen fazlalığı (Hiperandrojenizm) kadında daha çok belirti vermektedir. Kıllanmada artış, adet bozuklukları, akne bunlardan bazılarıdır. Adrenalin fazlalığı (Feokromasitoma) yüksek ve düzensiz kan basıncına, çarpıntı-terleme ataklarına, baş dönmesi ve ağrısına neden olur. ADRENAL ADENOMA Adrenal adenoma, böbreküstü bezinden kaynaklanan tümörlere verilen addır. Sıklıkla bu tümörler radyolojik tetkikler sırasında rastlantısal olarak ortaya çıkarlar. Kadın ve erkekte eşit oranda görülür. Adrenal adenomanın % 80’i hormon salgılamazlar, bu nedenle de herhangi bir belirti vermezler. Geriye kalan % 20’si ise hormon salgılarlar. Hormon salgılayan adrenal adenomları eğer adrenalin vb üretiyor ise ‘Feokromasitoma’ adı verilir. Aralıklı ataklar şeklinde gelen çarpıntı, terleme, başağrısı ve tansiyon yükselmeleri yakınmaları ile kendilerini gösterirler. Kortizol salgılarlarsa ‘Cushing sendromu’ adı verilen durum ortaya çıkar ve hasta giderek kilo alır, kan şekeri, kan basıncı yükselir, psikolojik değişiklikler, kemik erimesi, cilt problemleri ortaya çıkar. Aldosteron salgılarsa yüksek tansiyon ve potasyum düşüklüğü yaparlar. Androjen salgıladıklarında kadında akne, kıllanmada artış erkekte jinekomasti belirtileri gösterirler. Adrenal adenomlarda çap 5 cm ve üzerinde ise adrenal bez kanseri görülme riski artmaktadır. Bu nedenle bu çaptaki tümörlerin cerrahi olarak çıkarılması önerilmektedir. Adrenal bezdeki kitlelerin iyi ve kötü huylu ayrımında Ultrasonografi, BT ve MRI tetkiklerinden yararlanılmaktadır. Diğer önemli konu ise kitlenin hormon üretip üretmediğinin saptanmasıdır. Bunun için de bir takım kan ve idrar tetkikleri yapmak gereklidir. Adrenal kanser ise ender görülen bir tümör olup, 1 milyon da 1-2 kişide rastlanır. Ortalama görülme yaşı 44’dür. Adrenal kanserde de tedavi cerrahidir. Ameliyat ile çıkarıldığında sonuçlar çok iyidir. Şüpheli lezyonlarda gecikilmeden ameliyat kararı uygulanmalıdır. Operasyon hakkında daha detaylı bilgi almak için burayı tıklayıp bize ulaşabilir ya da kliniğimizi ziyaret edebilirsiniz.